Tenji Festivali, Nepal’in Üst Mustang, Lo Manthang bölgesine özgü, Chhode Manastırı’nın rahipleri tarafından her yıl düzenlenen dini bir etkinlik. Tenji  genellikle “Dünya barışı için dua eden” anlamına gelen Tempa Chhirim’in kısaltması olarak “Tiji” veya “Tenji” şeklinde telaffuz edilir.

Festival, dayandığı efsaneye göre, insan yiyen, kuraklık ve fırtına yaratan, hayvanları ve evleri yok eden şeytan Ma Tam Ru Ta için yapılır. Rahipler üç gün boyunca dans gösterilerinde bulunurlar ve şeytanın oğlunun doğuşunu, İblisin oğlu Dhorje Shonnu’un babasına karşı amansız bir savaşa tutuşmasını, Buda’nın ülkesine dönüşünü canlandırırlar. Buda’nın dünyaya yeniden gelişinin zaferi kutlanır. Tiji, kötü üzerinde iyinin zaferini kutlayan bir bahar, bir yenilenme festivalidir.

Festival günümüzde, Tibet ay takviminin beşinci ayı (mayıs) sonunda kutlanır. Baş dansçı (Tsowo) ana etkinlikten önce üç aylık inziva pratiğini tamamlamalıdır.  Mustang kraliyet ailesi ve Üst Mustang bölgesinin bütün köylüleri ritüelle bu kutsal dansa katılır. Aynı zamanda festivale gelen Lo köylüleri yakacak odun ve gerekli malzemeyi getirerek katkıda bulunurlar.

Nihayet bugün heyecanla beklediğimiz Tiji Festivalinin açılışı var. Bizim tarafımızdan bilinmese de bütün dünya da merakla beklenen bir yıl önce den rezervasyon yapılan Tiji Festivali. Duvarlarla çevrili binaların içinde, yüzyıllar boyunca her yıl gelişen eski bir Budist töreni. Üç gün süren festival “Bugün var olan saf Tibet kültürlerinden biri” olarak tarif ediliyor.  Festival boyunca efsane yeniden canlandırılır. Çevre köylerden gelen yerli halkın yanı sıra fotoğraf çeken çok sayıda turist var. Alan tam bir renk cümbüşü, her milletten her renkten insan var. Alandaki ritüel çok görkemli. Rengarenk giysili ve maskeli rahiplerin dansı görülmeye değer. Öğlenden sonra çıkan rüzgar yine meydanı toz duman için de bıraktı. Fotoğraf çekmek çok zor. Bu arada rahatça fotoğraf çekmek için “Danışma”dan hatırı sayılır bir ücret karşılığında kendime kart aldım.

Sabah erkenden kalkıp Halime ile köyü dolaşalım dedik. Köyü dolaşırken duvarın dışına çıkıp dolaşırsanız öyle istediğiniz yerden giremezsiniz. Duvarların içi labirent gibi. Kireçli balçık evler aynı renk duvarlarla çevrelenmiş. Sokaklar ve meydanlar Budistlerin dua tekerlekleri ve Stupasları ile dolu. Halkı genel olarak Tibet Budistleri. Şehrin içinde her taraf hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu. Turizm kendini yavaştan yavaştan göstermeye başlamış. Sabahtan itibaren çevre köylerden insanlar gelmeye başladı. Herkes sırtında bir şeyler getirdi. Kimi koli koli bisküvi, kimi odun… Bazı kadınlar geleneksel giysileriyle geldi. Fotoğraf için yine izin vermediler. Bugün monkların dansları müthişti. Akşama kadar süren maskeli dansçılarla kötü ruhları hep beraber kovduk. Bugün bir sürprizle karşılaştık. Törene Mustang Kralı katıldı. Oldukça yaşlı kralın kollarına girerek şarkılarla, oyunlarla tören alanına getirdiler. Oturduğu Royal Palace’sı bir görseniz her tarafı dökülüyor. Bina yıkıldı yıkılacak gibi.

Son günümüzde Festival başlayana kadar duvarların içini dolaşıp fotoğraf çektim. Ne kadar çok yaşlı insan var, sırtlarında sepetlerle habire bir şeyler taşıyorlar. Hediyelik eşya bakayım dedim ve bir dükkana girdim. Dükkan sahibinden bu yöreye ait bir müzik CD’si istedim. Adam bende yok abimden getireyim dedi ve gitti. Epey bir zaman sonra elinde bir çalgı aletiyle geldi. “CD”den anladığı buymuş meğer. Ne istediğimi anlatmaya çalıştım ama anlatamadım. O arada çok eski bir thankas gördüm ve fiyatını sordum. “Bunu dedemin babası büyük manastırda yapmış, o nedenle fiyatı 250 dolar.” Oldukça değerli olduğu her halinden belli ama parası çok. Bunu söyledim, sen ne kadar verirsen ver dedi. Ben de “Bu çok değerli fiyat biçemem.” dedim. Adam o zaman ayağındaki ayakkabıları ver değişelim dedi. “Ben de güldüm ve bunları sana verirsem yalınayak kalırım.” dedim. Dükkanları dolaştıktan sonra festival alanına geldim. Rahipler renkli giysi ve maskeleriyle gelip dansa başladılar. Bu günkü danslar diğer günlerden farklıydı. Danslar bitince büyük bir kortejle rahipler önde biz arkada dualarla ara sokaklardan geçerek duvarların dışına çıktık. Kortejin önünde aylar öncesinden hazırlanmış ve kraliyet sarayında bir odada saklanan idoller yerel giysili halk tarafından taşınıyor. Baş dansçı Lama (Tsowo) çalgıların eşliğinde döne döne dans ederek bu idollerden birini toprağa attı. O atarken aynı anda silahlar patlatıldı. Aynı durum diğer idoller içinde yapıldı. Sonun da şeytanı elbirliğiyle kovmuştuk. Bu sefer aynı kalabalık tekrar aynı yolları yürüyerek meydana döndük. Yürürken baş dansçı Lama o kadar inanılmazdı ki! Sanki gerçek Dorje Jhonnu’du. Böyle bir olayı ilk defa yaşıyordum ve resmen tutuldum. Dün akşam tanışıp sohbet ettiğim ve Türk olduğumu söylediğimde şaşıran, herkes gibi bir adam nasıl bu hale gelir inanamadım. Adam adeta tanrılaştı, herkes dokunmak için yarışıyor. Fotoğrafçılar adamın fotoğrafını çekmek için neredeyse birbirini ezecekti. Meydana döndüğümüzde kısa bir danstan sonra tanrı-adama şans fuları takmak ve dokunmak için uzunca bir kuyruk oluştu. O kadar fular takıldı ki adam artık görünmüyordu.

O gün akşam Phontsok Khyentse (baş dansçı)’in yolunu manastırın kapısında çok bekledim ama gelmedi. Ertesi sabah yola çıkmadan önce yine çeşme başında oturup tekrar bekledim ve bu kez geldi. Turkey Turkey diyerek yanımıza yaklaştı. Aklımda biriktirdiğim onca söz uçup gitti ve dudaklarımdan sadece “amazing amazing” kelimeleri döküldü. Bir de teşekkür edebildim sadece. Benim hipnoz durumum hala devam ediyormuş!

Kategoriler: Yol Hikayeleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir